“`html
Uğur Mumcu’nun suikasta uğrayışının 33. yıl dönümünde, “Kaçma şüphesi vardır” başlıklı bölümünü (Sakıncalı Piyade, Ekim 1996, um:ag) Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın izniyle paylaşıyoruz; bu vesileyle Vakfa teşekkür ederiz.
Bir kişinin tutuklanması, bir suç işlemesi ile mümkündür. Eğer kişi hakkında, suç işlediğine dair belirgin deliller mevcutsa bu durum tutuklanma nedeni olabilir. Ancak, her dava açılan kişi otomatik olarak tutuklanmaz.
Bu tür bilgileri sıkıyönetim uygulayıcılarına anlatabilmek ayrı bir mesele. Genel bir kural olarak, eğer suç ağır ceza gerektiriyorsa, sanık tutuklanabilir. Diğer taraftan, eğer suç devlet otoritesini tehdit ediyorsa ya da sanığın kaçma riski, kanıtları yok etme ve suç ortaklarını yalan söylemeye zorlayacak bir durumu söz konusuysa, mahkeme yine tutuklama kararı alabilir. Ayrıca, eğer sanık işsiz veya adresi yoksa, yani toplumda sosyal bir dayanağı yoksa, yine mahkeme tutuklama kararı verebilir.
18 Mart 1972’de Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir davam vardı. Bu davayı Basın Savcısı Zekai Turan açmıştı. O süreçte gıyabi olarak tutuklandım. Neyse ki, Prof. Uğur Alacakaptan yardıma koştu, tutukluluğa itiraz ettik ve yargılama sürecinin tutuksuz gerçekleşmesini sağladık.
Suçun kapsamı ise “Ordu’ya hakaret” içeren bir durumdu. 12 Mart döneminin zorluklarından dolayı savcı, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden bilirkişi olarak Doç. Dr. Yılmaz Günal’ı atamış. Yılmaz Günal’ın raporu ise “Sanık, ordunun uyanık olması gerektiğini belirtiyor, bu da ordumuzun uyanık olmadığını kabullenmek anlamına geliyor” şeklindeydi.
Savcı benim tutuklanmamı talep etti. Ancak sorgulama yargıcı tutuklama isteğini reddettiği için dosya nöbetçi mahkemeye gitti. Mahkeme hakimi Lütfü Erdemir, bilinen bir yargıç olarak adını duyurmuştu. Nitekim o da sorgu yargıcının kararına itiraz edince, bir tutuklama kararıyla karşı karşıya kaldım. O dönemde Ankara Mahkemeleri’nde bilirkişilik yapıyordum. Mahkemede çalışan bir arkadaşım durumu bana iletti. Alacakaptan yeniden devreye girdi ve bir dilekçe yazarak durumu düzeltmeyi başardık, Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi tutukluluğumu kaldırdı.
18 Mart’taki davanın ilk duruşmasına gitmek üzere yola çıktım. Devrim Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Uluç Gürkan ile birlikte geldik ve ilk oturumda beraat ettik.
O akşam, Avukat Turan Tamar ile birlikteyiz. Prof. Mümtaz Soysal da gelecekti. Kendi beraatımızı ve Soysal’ın serbest bırakılışını kutlamak üzere bir araya gelecektik.
Telefon çaldı, arayan Adil Özkol’un eşi ağlamaklı bir sesle beni bilgilendirerek;
– Adil’i aldılar, sıran sana gelecek…
Ben de annemi arayarak sordum:
– Anne, gelen giden oldu mu?
– Hayır, yok…
Bir süre sonra annem benden endişeli bir sesle aradı;
– Oğlum, polisler geldi, seni sordular…
Ne yapmalıyım? Eve dönüp çamaşırları hazırlayıp teslim olmalı mıyım? Ama ya yolda vurulursam? O günlerde sokak ortasında insanların kurşunlandığına şahit oluyordum.
Telefonla Sıkıyönetim Komutanlığı’nı aradım.
– Adımı biliyorsunuz, nereye teslim olabilirim?
– Bizim bir bilgimiz yok efendim…
Sıkıyönetim Savcılığı’na da aradım ama onlardan da bir yanıt alamadım.
Ankara Emniyeti’ni aradım;
– Adınız yok, sanırım bu durum Sıkıyönetim yönetimi ile ilgili…
Gerçekten bir muhalefet durumu mu var? Başka bir yere daha aradım, Yıldırım Bölge Tutukevi’ne… Ancak oradan da belirttiğim gibi bir haber çıkmadı.
En sonunda Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne giderek teslim oldum. Durumu anlayışla karşıladılar. Geri dönüş yaptık ve evraklar tamamlandı.
Emniyet Müdürlüğü’nden, doğrudan Mamak Cezaevi’ne sevk edildim. Emniyet yetkilileri gerçekten nazik davranıyorlardı. Cezaevinin girişine vardığımızda; “Bu beyi teslim edeceğiz. Tutuklanmış, siyasi…” dediklerinde; üstteğmen beni gözden geçirdi ve “Ben karışmam…” dedi.
Sonuç olarak, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın talimatı ile göz altına alındığım anlaşıldı. Muhabere Okulu Cezaevi’ne götürüldüm. Koğuşa girdiğimde, Prof. Uğur Alacakaptan, Doç. Mukbil Özyörük ve Asistan Adil Özkol, sobanın başında oturuyorlardı. Alacakaptan bana;
-“Gözümüz yolda kalmıştı…”
Bunları neden anlatmak istiyorum? Şundan; on gün sonra mahkemeye çıktım ve “kaçma şüphesi vardır” gerekçesiyle tutuklanmıştım!
Güler misin, ağlar mısın?
Cezaevinden bu karar üzerine tekrar itiraz ettim. Kaçma şüphesi ile tutuklanmamın yasaya aykırı olduğunu ifade ettim. Daha sonra devam ettim: “İddia edilen suç, Demirel hükümeti döneminde gerçekleşmiştir. Bu hükümet, Cumhuriyet’in geleceğini tehdit eden bir duruma düştü ve istifa etmek zorunda kaldı. Bu nedenle, bu durum devlet ve hükümet otoritesini sarsan bir suçlamaya girmez.”
Sıkıyönetim hukukçularının böyle bir tartışma içerisine girdiklerine pek rastladım. Kısa sürede karar çıktı;
– Oybirliği ile reddedildi…
Bu süreçte, tutuklanmak adına çalmadığım kapı kalmadı, sonunda “kaçma şüphesi” gerekçesiyle tutuklandım.
Dava, Ceza Yasası’nın 141. maddesinden açılmıştı. Yani, sosyal bir sınıfın diğerleri üzerindeki tahakkümünü kurmak amacıyla örgütlenmektir…
Bu örgüttür diyorsanız, bana düşen bir şey yok elbette…
Savcı, 141. maddenin yanında 159. maddenin olabileceğine de işaret etti. Bu madde, devletin, güvenlik güçlerinin ve silahlı kuvvetlerin manevi şahsiyetine hakaret suçlarını kapsamaktadır.
İddianameyi incelediğimde, dava ne 141. maddeden ne de 159. maddeden açıldı. Askeri savcı, benim konuşmalarımda komünizm propagandası bulmuş ve davasını 142. maddeden başlatmış.
Dava boyunca 142. maddeden yargılandım. Ancak sürecin ilerleyişiyle suçun niteliği değiştirildi. Anayasa’yı değiştirmek ve ilga etmeye yönelikten yargılandım. Yani, 146. maddeden.
Mahkeme 146. maddeden mahkumiyet kararı verdi. Askeri Yargıtay bu kararı bozdu ve önceki karara itiraz etti. Bu esnada, af yasası yürürlüğe girdi. En son duruşmada yargıcın söylediği ise;
Yargıtay kararına göre, suç sayılan durum 312. madde kapsamında değerlendiriliyor ve affa tabi. Dosyanızı arşivliyoruz. Hoşça kalın…
Yani, aynı suç ile Ceza Yasası’nın 141. maddesiyle gözaltına alın, sonra komünizm propagandası yapmaktan yargılanın, nitelik değişsin, Anayasa’yı değiştirmeye çalışmış sayılın, Yargıtay “herhangi bir suç yok” desin; sonrasında da aynı eylem için 312. madde çerçevesinden gözaltına alınmanız nasıl bir mantık derken, dosyanız kapansın!
Sağ kal, ben de selametle devam edeyim!
Bugün ise bana soruyorlar;
– Hangi maddeden yargılanmıştın?
Açıkçası ne diyebilirim?! Kısaca özetlemek gerekirse;
141, 142, 146 ve Anayasa’yı değiştirmeye yönelik durumlardan bahsedilerek konuyu geçiştiriyorum.
(UM/VC)
“`
