Borçla Sürdürülen Bir Yaşam: Türkiye’nin Ekonomik Krizi

Türkiye’nin ekonomik durumu, karmaşık raporlara ya da uzun analizlere ihtiyaç duymaksızın, tek bir veriyle gözler önüne seriliyor. Halk arasında “eksi hesap” ya da “ek hesap” olarak bilinen ve bankacılıkta kredili mevduat hesabı (KMH) olarak adlandırılan sistemin kullanıcı sayısı 32 milyonu geçti. Bu, her üç kişiden birinin henüz kazanmadan harcama yaparak yaşamaya çalıştığını gösteriyor. Yani maaşlar cebimize girmeden harcanıyor, emek harcanmadan tüketim yapılıyor.

Ancak bu durum yalnızca ek hesaplarla sınırlı değil. Kredi kartları dolu, ödemeler asgari düzeyde yapılıyor. Bireysel krediler alınırken, genellikle yeni ihtiyaçlar için değil, mevcut borçları kapatmak için kullanılıyor. Dolayısıyla, vatandaşlar artık yalnızca tek bir borçla karşı karşıya değil; aynı anda ek hesapta, kredi kartında ve bireysel kredi borcunda sıkışmış durumdalar.

Geçmişte eksi hesap, acil durumlar için bir çözüm olarak görülüyordu. Ancak günümüzde, emekliler maaşlarının yetersizliği nedeniyle ek hesap kullanmak zorunda kalıyor. Asgari ücretliler ayın ortasında geçinmek için bu hesaplara başvuruyor. Dul ve yetim aylığı ile geçinmeye çalışanlar, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için KMH limitlerine yapışıyor.

Ayrıca birçok kişinin cebinde birden fazla kredi kartı bulunuyor. Asgari ödemeler yapılıyor, ancak kalan borçlar faizle büyüyor. Yetersiz kalan durumlarda bireysel kredi çekiliyor, fakat bu genellikle yeni ihtiyaçlar için değil, mevcut borçları kapatmak adına kullanılıyor. Sonuç olarak, bu süreç artık bir borç yönetiminden öte, borçla hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. Bu çabanın sonuçları ise çoğu zaman icra süreçleriyle karşılaşıyor.

Günümüzde birçok vatandaş için icra dosyası, uzak bir ihtimal değil, oldukça yakın bir gerçeklik haline geldi. Ödenemeyen kredi kartları, kapatılamayan ek hesaplar ve aksayan bireysel kredi taksitleri, kısa sürede yasal takip ve icra süreçlerine yol açıyor. Bunun yanı sıra, eksi hesap (KMH), kredi kartları ve bireysel krediler sadece borç yükü getirmekle kalmıyor; aynı zamanda sürekli işleyen bir faiz mekanizması oluşturuyor. Eksi hesapta günlük faiz işliyor, kredi kartında aylık faizler artıyor ve bireysel kredilerde uzun vadeli bir yükümlülük oluşturuluyor.

Maaşlar yatırıldığında, ilk olarak ek hesap kapatılıyor, ardından kredi kartının asgari tutarı ödeniyor ve son olarak bireysel kredi taksiti kesiliyor. Geriye kalan ise çoğu zaman hiçbir şey olmuyor. Ay bitmeden aynı kişi yine ek hesaba düşüyor, kredi kartına yükleniyor ve yeni borçlar arayışına giriyor. Bu durum sadece bir kısır döngü değil, borç temelinde inşa edilmiş bir yaşam biçimi haline gelmiş durumda. İnsanlar artık çalışarak değil, borçlanarak hayatta kalmaya çalışıyor. Üstelik bu durum giderek normalleşiyor; anormal olanın normal kabul edilmesi en tehlikeli olan.

Peki, bu tablo karşısında ne yapılmakta? Milyonlarca insanın ek hesap, kredi kartı ve bireysel kredi sarmalından kurtulabilmesi için kalıcı bir çözüm sunulmuş değil. Gelir artmadan, hayat pahalılığı düşmeden ve sosyal koruma mekanizmaları güçlendirilmeden bu sorun kendi kendine çözülmez; aksine daha da derinleşir ve daha fazla insanı etkisi altına alır.

Ekonomik eşitsizlik ise her geçen gün büyüyor. Bir yanda geçim sıkıntısı çekenler, diğer yanda servetlerine servet katanlar var. Ortada ise sürdürülebilir olmayan bir gerçeklik var: Nüfusun üçte birinin eksi hesapla yaşadığı, kredi kartlarıyla günü geçirmeye çalıştığı ve bireysel kredilerle nefes almaya çalıştığı bir düzen uzun süre devam edemez.

Artık şu soruları sormanın zamanı geldi mi? İnsanlar neden bu kadar borçlanıyor? Gerçekten ihtiyaçları olduğu için mi yoksa çaresizlikten mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir